Edirne Kültür ve Turizm Müdürlüğü
Sevgi Noktası ...
Edirne Kültür ve Turizm Müdürlüğü - 2010
MÜZELER
       Edirne'de ilk Müze, Atatürk'ün emriyle, 1925 yılında Selimiye Camii Dar-ül  Hadis Medresesinde, Dr. Rıfat OSMAN, Arif DAĞDEVİREN ve Necmi İĞE tarafından kurulmuştur. Bu müzeye Arkeoloji Müzesi denilmekle birlikte, müzede değerli etnografik eserler ve mezar taşları da yer almaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu'nun yaklaşık 94 yıl başkentliğini yapan Edirne'de saray, halk sanatlarını etkilemiş ve etnografya açısından zenginlik kazandırmıştır. Bu yüzden ikinci bir müzeye gerek duyulmuştur.
       Selimiye Camii avlusu içinde bulunan Dar-üs  Sıbyan Medresesi'nin, Trakya Umumi Müfettişi Kazım DİRİK başkanlığındaki Edirne ve Yöresi Eski Eserleri Sevenler Kurumu tarafından restore ettirilmesi sonucu "Etnografya" adı altında ikinci bir bölüm  Edirne'nin kurtuluşunun on üçüncü yılında ( 25 Kasım 1936 ) burada açılmıştır.

       Bu Müze, Ankara Etnografya Müzesi ve Topkapı Sarayı Müzesi'nden bazı değerli eserlerle takviye edilmiştir. Eserlerin çoğalmasıyla burasının müze için yetersiz duruma gelmesi sonucunda, aynı kurum tarafından Selimiye Camii'nin Dar'ul Kurra Medresesi onarılmış ve Etnografik eserler taşınarak burası "Etnografya Müzesi" olarak düzenlenmiştir.  İkinci Dünya Savaşından sonra Edirne Müzelerindeki eserlerin birçoğunun müzelere geri verilmesinden sonra elde kalanlar yalnızca Dar-ül Hadis Medresesi'nde sergilenmiştir. Bununla birlikte sonraki yıllarda satın alma, bağış ve kazılardan gelen eserlerle Müzedeki eserlerin sayısının artması nedeniyle  Edirne'de ihtiyaç duyulan yeni bir müze binası 1966 yılında programa alınmıştır. Selimiye Camii civarında müze için temin edilen arsa üzerine, Y. Mimar İhsan KIYGI tarafından hazırlanan projeye göre yapılan müze binası, 13 Haziran 1971 yılında "Arkeoloji ve Etnografya Müzesi" adı ile açılmıştır. Dar-ül Hadis Medresesindeki Müzeye de "Türk İslam Eserleri Müzesi" ismi verilmiştir.


Arkeoloji ve Etnografya seksiyonu olmak üzere, iki seksiyondan oluşmaktadır.

Arkeoloji Seksiyonu : Sergileme Paleontolojik döneme ait fosillerle başlar. Bu bölümde Edirne ve yakın çevresinde bulunan 3. Zaman sonuna ait fil, gergedan ve at türünden hayvanların defans, çene kemiği, diş ve omurlarına ait parçalar vardır. Ayrıca günümüzden 30 milyonyıl önce Miyosen Döneme   tarihlenen fosiller ile diğer deniz hayvanları ve bitki fosilleri de yer almaktadır.

Arkeolojik buluntular, Enez-Hocaçeşme Höyüğünde bulunan Orta Neolitik-İlk Kalkolitik döneme ait ( günümüzden 7300-7400 yıl önce ) taş, kemik ve pişmiş toprak buluntularla başlamaktadır.
       

ARKEOLOJİ VE ETNOGRAFYA MÜZESİ

 
EDİRNE MÜZESİ

Müzenin bahçesinde sergilenen Hacılar Dolmeni kazısında bulunan eserler, Lalapaşa Arpalık Dolmeni ve Taşlıcabayır Tümülüsü kurtarma kazılarında bulunan törensel kaplar; M.Ö. 1400-800 yılları arası Son Tunç-Demir Çağ başlarına ait kültürün belgeleri olarak sergilenmektedir.
       
Seksiyondaki eserlerin pek çoğu 1971-72 yıllarından beri devam eden Enez kazısı buluntularıdır. Klasik-Helenistik-Roma ve Bizans dönemlerine ait taş, bronz, pişmiş toprak ve cam eserler sergilenmektedir. Enez Nekropolünde bulunan Güzellik ve Aşk Tanrıçası Afrodite ait  pişmiş toprak Kült Heykelcikleri ilginçtir.
       
Mermer heykeller ve steller arasında bölgenin yerli halkı olan Trak'lara ait tanrılaştırılmış Trak Süvarisi tasvirli mezar stelleri yöresel eserlerdendir.
       
Kapıkule ve İpsala Sınır Kapıları'ndan kaçırılmaya çalışılırken yakalanan eserlerin çokluğu Müzenin özelliğidir ve Anadolu Medeniyetlerinin bir çok örneği müzemizde sergilenmektedir.

       Bahçede Roma dönemine ait Lahitler, Dolmen ve Menhirler, Osmanlı Dönemine ait Mezar Taşları ile Yeniçeri Mezar Taşları sergilenmektedir. Sultan II. Mahmud'un Yeniçeri Ocağı'nı kapattığı ve tarihe Vakayi Hayriye olarak geçen büyük islahattan sonra İstanbul'da bulunan Yeniçeri mezarlıkları yıktırılmış ve mezartaşları parçalanmıştır. Sadece Edirne'de bulunan birkaç mezarlık bu yıkımdan kurtulabilmiştir. Bu nedenle Müzemizde sergilenen bu mezar taşları oldukça nadir ve kıymetlidir.
       
Bahçenin sağ tarafında, ortada M.S. 1.yy.'a ait Eroslu Mermer Sunak, bahçe duvarı boyunda Helenistik-Roma-Bizans dönemlerine ait sütun başlıkları, heykeller ve Osmanlı dönemine ait su kültürü ile ilgili Edirne'nin balıklı havuzları ve kuşlukları sergilenmektedir.

DOLMEN:Dolmen kelimesi, Keltçe olup, "Tolmen" taş masa anlamına gelmektedir.
Türkiye'de Trakya yöresi dolmenlerin en yoğun olarak bulunduğu bölgedir.

       Genel kanı, Trakya dolmenlerinin son Tunç Çağı bitimi ile İlk Demir Çağı başlarına tarihlendiği, ancak bunlardan bazılarının kullanımının M.Ö.8-7. Yüzyıla kadar sürdüğü şeklindedir. Prof. Dr. Mehmet Özdoğan ve ekibinin yapmış olduğu yüzey araştırmaları sonucunda bölgede 1998 yılı itibarıyla 118 adet dolmen tespit edilerek dökümantasyonu yapılmıştır.

       1. Hacılar Dolmeni: Türkiye Trakyası'nda ilk dolmen kazısı Edirne Müzesi Müdürlüğü tarafından 1983 yılında gerçekleştirilmiştir. Lalapaşa İlçesi'ne bağlı Hacılar sınır köyünde bulunan dolmen, yerel şist taşından yapılmıştır. Hacılar dolmeni birbirine geçitli iki odadan ibarettir. İkinci oda dikdörtgen, birinci ise kareye yakın bir plana sahiptir. Odaları ayıran bölümlerde, menfez veya donbaz denilen yarım daireye benzer geçitler bulunmaktadır. Birinci odanın bölmesi ve menfezinin yarısı kırıktır. Geçiş kulvarının sadece bir kanadı kalmıştır. Dolmenin çevresi iri taşlarla bir halka biçiminde çevrelenmiştir. Birinci odanın bulunduğu yerde yüzeyden 25-30 cm. derinlikte yer yer mezar eşyası olarak bırakılan seramik parçalarına rastlanılmıştır. Buluntular kuzey batı yönünde yoğunlaşmıştır ve ikinci odaya geçiş kısmının bulunduğu yerde, yüzeyden 50-60 cm. derinlikte, iki büyük tören kabı ve ağırşak insutu halde bulunmuştur. Ortaya çıkarılan kaplardan biri Troya VII b2 tabakasındakiler gibi, büyük yumrucuklu olmak üzere, Son Tunç Çağı-İlk Demir Çağı geçiş dönemine tarihlendirilmektedir.

MENHİR: Kelt dilinden gelme "menhir"; (men; taş - hir; uzun) anlamına gelmektedir. 10-12 m. yüksekliğinde dev taşlardır. Menhirlerin çoğunun mezar taşı olduğu tespit edilmiştir. Toprak sınırını belirtmek için de kullanılmış olmaları mümkündür. Menhirler çoğunlukla uzun sıralar veya bir daire şeklinde toplanır. En büyüklerinin yüksekliği 24metreyi ve ağırlığı 200 tonu bulur. Genel olarak yalnız duran menhirler, bazen bir çizgi üzerinde dizilmişlerdir. Daire şeklinde toplanmış olanların dini anıt veya kurban sunakları olabileceği düşünülmektedir. Cromlech  adını alan bu dizilerin yönlerinin yıldızlara göre olması nedeniyle, güneş tapınağı olması da mümkündür. Menhirlerin yıldızlarla mevcut ve ispat edilmiş olan bu ilgisinden başka, bir tanrı ve çevresindeki topluluğu temsil ettikleri de ileri sürülmüştür.

Etnografya Seksiyonu : 94 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğuna başkentlik eden Edirne XVII. Yüzyılda dünyanın dördüncü büyük kenti olarak bilinmektedir. Sergilemede bu özgün kültürün yansımaları dikkat çekmektedir. Gelin ve sünnet odasında bulunan halılar, işlemeler, edirnekari yüklükler devrin sanat değeri yüksek değerli eserleridir. Hamam Köşesi, Edirne Oturma Odası Köşesi, Edirne Evleri Keten Sıva Örnekleri, çeşitli işleme ve kıyafetler ile takılar, oyalar ve Topkapı Sarayı Müzesi tarafından hediye edilen tombak ibrikler, buhurdanlıklar, güllebdanlar dikkati çekmektedir.

Balkanlara has yöresel kıyafetler kentin etnografik kimliğine ışık tutacak niteliktedir. Hat sanatının değişik örnekleriyle temsil edildiği salonda ayrıca, Ulu Önder Atatürk'ün Edirne'ye yaptığı seyahat sırasında kullandığı bazı özel eşyaları da sergilenmektedir.

TÜRK İSLAM ESERLERİ MÜZESİ

 
Selimiye Camii'nin Dar'ul Hadis Medresesi'nde yer alan müzede;  14 oda, dört galeri ile avluda sergi yapılmaktadır.

       1.Kırkpınar Odası : Kırkpınar güreşlerinin ünlü başpehlivanlarının fotoğrafları ile Kırkpınar Ağası giysili ve kıspetli mankenler bulunmaktadır.

       2.Tekke Eşyaları Odası : Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasıyla halkevlerine verilen çeşitli eşyalar sergilenmektedir. Duvarlarda çeşitli tekkelerden (Gülşeni, Rufai, Halveti, Sümbüli, Güreşçiler, Mevlevi vb.) gelen el yazması levhalar bulunmaktadır. Bu levhaların en eskisi 16.y.y.'da yaşamış hattat Şeyh Hamdullah'a aittir. Cam ve niş vitrinlerde, Edirne Muradiye Mevlevihanesi'nin fotoğrafları, son şeyhi Ahmet Selahattin Efendi'nin seccadesi, ayrıca pazarcı maşası, Mevlevi sikkesi ve tespihleri, kudümler, çalpareler, ney, rebab, keskül, şifa tasları, teberler, zikr tespihleri(binlik, beşyüzlük, doksandokuzluk), zincirli topuzlar, 17-19.y.y. 'lara ait el yazması Kur'an-ı Kerimler, dua kitapları, murakka, Kur'an sureleri vardır.  Sultan II. Beyazıt Külliyesinin Mumhanesinde yapılan mumlar da bu odada sergilenmektedir.


       3.Çorap Odası :Prof. Dr. Özden VURAL tarafından müzemize bağışlanmış olan Anadolu'nun çeşitli yörelerinden toplanmış yün çoraplar sergilenmektedir. Üzerlerindeki
çeşitli figürlerle bir çok mesaj iletilmektedir.

       4.İşleme ve Yazılı Levhalar Odası : Duvarlarda kıl testeresiyle oyulmuş ağaçtan ve fildişi 19.y.y.'a ait levhalar, atlas üzerine ipekle işlenmiş levhalar, al kumaş üzerine aplike edilmiş pul koleksiyonları, vitrinler içersinde, yazı işlemeli peşkir, çevre ve örtüler vardır. Nişanlıya gönderilen bu peşkir ve çerçeveler bir tür sessiz anlaşma aracıdır, mektup görevi yaparlar, çevrelerine beyitler işlenmiştir.

       5,6. Silah Odaları : 17.y.y. sonuyla, 18.y.y.'a ait çakmaklı tüfekler, 19.y.y.'a ait süvari kılıçları, teberler, kalkanlar, arbaletler (ok atıcıları), oklar, ok kandilleri, miğfer, çakmaklı tabancalar, barutluklar, kamalar, çelik üzerine altın kaplama tezyinatlı kolçaklar, tezhipli yaylarla oklar sergilenmektedir. Niş vitrinlerde, posta çantaları, fermanlık, heybeler yer alır. 

       7.Balkan Harbi Odası : Balkan Harbi anısına hazırlanan bu odada Balkan Harbi'nde Edirne müdafii  Şükrü Paşa'nın fotoğrafları, savaşta kullanılan kanlı sancak, Edirnelilerin savaş sırasında yedikleri süpürge tohumundan yapılmış ekmek örneği ve çeşitli alaylara ait sancaklar yer almaktadır.

       8.Çini ve Seramik Odası : 18.y.y. sonuyla, 19.y.y. başına tarihlenen Çanakkale seramikleri, 15-16-17.y.y.'lara ait duvar çinileri, 18-19.y.y.'lara ait ağızlık, lüleler, porselen aşure sürahileri, 15. yy. Şahmelek Camii çinileri sergilenmektedir.

       9.Sarayiçi Odası : 1971 yılında Edirne Sarayı'nda yapılan kazıda çıkan 17.y.y. duvar çini parçaları ile 16.y.y.'a ait seramik tabaklar bulunmaktadır. Bunların içinde, elinde kargı tutan yeniçeri figürlü 18.y.y.'a ait Kütahya işi tabak da yer almaktadır. Bunun başka bir örneği Louvre Müzesi'nde bulunmaktadır.

       10.Cam Eşyaları Odası : 18.y.y.'a ait kristal sürahiler, çeşm-i bülbüller, kristal şerbet bardakları, sedef kakmalı misafir odası takımı ve kanaviçe tekniğinde kozadan yapılmış resimlikler vardır.

       11.Mutfak Eşyaları Odası: Duvarlarda çeşitli aplikler, nazarlık için kullanılan geyik boynuzları, Edirne Sarayı'nın mutfak eşyalarından mangallar, tencereler, semaver, fenerler ve kahve takımları sergilenmektedir.

       12.Ölçü Aletleri Odası: Mum makasları, şamdanlar, fenerler, kaşıklar, astronomiyle ilgili yükselti tahtaları, kum saati, okka ve arşınlar yer almaktadır. Ölçü aletleri ve Mutfak Eşyaları Sergilenmektedir.

       13,14. Ağaç İşleri Odası : 18.y.y.'a ait yazı ve para çekmeceleri, Edirnekâri yüklük, çeyiz sandıkları, sedef kakmalı yazı masası, geçme tekniğinde yapılmış şamdan altı ve Çeşitli Ahşap Eserler sergilenmektedir.

       15.Barok Süslemeler Odası:Selimiye ve Üç Şerefeli Camii Restorasyonunda çıkan barok süslemeler sergilenmektedir.

       Galeriler: Edirne'deki cami, hamam, çeşme vb. yapılara ait yazıtlar, tamir kitabeleri, Bab'üs Saade kapısı üzerinde yer alan arma ile 19.y.y. sonuna ait Edirne evlerinin ahşap tavan göbekleri vardır.

       Bahçe: 15.y.y. mezarlıklarından toplanarak müzeye getirilen mezar taşı örnekleri sergilenmektedir. Ayrıca az sayıda örneği kalan yeniçeri mezar taşı örnekleri de, mezar taşı koleksiyonu içinde yer alır. Balkan Harbi'nde kullanılan yemek arabaları ile top ve gülleler de bahçede sergilenmektedir.


       Edirne'de bulunan Trakya Üniversitesi Sultan II.Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi, son yıllarda ülkemizin en çok ilgi çeken müzelerinden biri durumuna gelmiştir. Almış olduğu uluslararası ödüllerle adını yurt içi ve yurt dışında duyuran bu müze, bir Osmanlı darüşşifasını günümüzde gerçek anlamda yaşatan tek müzedir. Bu özelliğiyle geçmişteki Selçuklu ve Osmanlı darüşşifalarının, tıp tarihimizdeki önemine ışık tutmaktadır.
Çok değil, bundan 25- 30 yıl öncesine kadar mahallenin koyun ağılı olma durumundan, bugün binlerce kişinin görmeye geldiği bir müzeye dönüşmesi, darüşşifaların günümüzde de büyük bir ilgi ve merakla karşılandığının bir göstergesidir.

SULTAN II.BAYEZİD KÜLLİYESİ
SAĞLIK MÜZESİ



 
Osmanlı'nın önemli külliyelerinden biri olan ve Sultan II.Bayezid tarafından 1488 yılında Edirne'de yaptırılan külliyenin içinde yer alan darüşşifa ve hemen bitişiğindeki tıp medresesi, tarihimizin önemli bir eğitim ve sağlık kurumu olması açısından, günümüzde bu misyonun temsilcisi olan Trakya Üniversitesi tarafından sahiplenilmiştir
Girişimler üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğü 1984 yılında külliyenin cami hariç diğer bölümlerini Trakya Üniversitesi'ne tahsis ederek bu yapıların kaderini değiştirecek adımların atılmasına imkân sağlamıştır.
Ama bu önemli eserin kurtarılmasına ilişkin çalışmaların tarihi çok daha eskiye dayanmaktadır.
1970'li yıllarda dönemin Edirne Sağlık Müdürü Dr. Ratip Kazancıgil, tıp tarihimizin bu önemli yapılarını kurtarma girişimlerini başlatmış ve bu çabalar uzun yıllar devam etmiştir.
Trakya Üniversitesi gerekli restorasyonları tamamladıktan sonra bir süre darüşşifa ve medreseyi bazı bölümlerinin eğitim alanı olarak kullanmıştır. Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nden alınan onayın ardından 23.04.1997 tarihinde külliyenin darüşşifa bölümünde kurulan T.Ü. Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi  törenle hizmete açılmıştır.
Bu çalışmalara İstanbul Ruh Hastalarını Readaptasyon Derneği de büyük destek vermiş ve darüşşifanın yataklı tedavi bölümünü aslına uygun şekilde mankenlerle canlandırarak bu müzeye eşsiz bir katkı yapmıştır.
Müzenin açılışının 11. yılında, Uluslararası Rotary 2420. Bölge Guvernörlüğü'nün katkıları ile medrese bölümü ''Tıp Medresesi'' adı ile 23.04.2008 tarihinde ziyarete açılarak, müze yeni bir bölüme daha kavuşturulmuştur. Tıp Medresesi Sağlık Müzesi'ni daha önemli bir noktaya taşımıştır. Bu çalışma ile 15.yüzyıldaki tıp medresesi ve ders ortamı mankenlerle canlandırılmış ve dönemin hekimlik eğitiminin bilinmeyen yönleri vurgulanmıştır. Bu bölümde ziyaretçiler, tıp eğitiminin tarihinde bir zaman yolculuğuna çıkarılmaktadır.
Sağlık Müzesi ismi ile kurulan ve dönemine has özelliklerle canlandırılmış olan bu müze, 1977 yılından beri verilen ve dünyanın en prestijli müzecilik ödüllerinden biri olarak kabul edilen Avrupa Konseyi Avrupa Müze Ödülü'nü 2004 yılında kazanarak, ülkemizde bu ödülü almış iki müzeden biri olma başarısını da elde etmiştir.
Osmanlı'da darüşşifa uygulamasının ayrıntılarını hikâyesi, tasarımı, kullanılışı ve işletmesi ile tüm dünyaya kanıtlamış olan Sağlık Müzesi, uluslararası alanda aldığı ödüllerle de bu başarısını sürdürmektedir.
Ülkemizde birçok Selçuklu ve Osmanlı darüşşifası bir şekilde günümüze ulaşmıştır; ancak, geçmişi, aslına uygun bir şekilde günümüze taşıyan bir müzeye dönüştürülerek tüm dünyaya sergileyen ve bununla uluslararası önemli ödüller kazanmayı başarabilen tek darüşşifa Edirne'deki Sultan II. Bayezid Darüşşifası'dır.
Bu noktada Trakya Üniversitesi Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi, çok önemli bir başarı örneği olarak hem kültür hem de tıp tarihinde yer almış bulunmaktadır.

TARİHÇESİ
Sultan II. Bayezid Külliyesi'nin temeli 1484 yılında bizzat Sultan II.Bayezid tarafından atılmış, dönemin ekonomik ve insan gücüyle 4 yıl gibi kısa sürede bitirilerek 1488 yılında hizmete açılmıştır.
Çok kubbeli grafiksel yapısı ile dikkat çeken bu binalar topluluğunun mimarı ise Hayrettin'dir.
Sultan II. Bayezid Külliyesi; döneminin en önemli, sağlık, sosyal, eğitim ve dini kurumlarından biridir. Külliye; hastane, tıp medresesi, cami, misafirhane, imaret, hamam ve köprü gibi çok sayıda birimden oluşur. Çok amaçlı düşünülen bu kompleks aynı zamanda dönemin sosyal devlet anlayışını yansıtır.
Külliyenin şifahanesinde hastalara bakılmış, medresesinde öğrenciler yetiştirilmiş, camisinde ibadet edilmiş,  tabhanesinde misafirler ağırlanmış, aşhanesinde ise fakir fukara doyurulmuştur.
Darüşşifa, az personelle çok hizmet vermeyi amaçlayan merkezi bir hastane olması  ve bu alandaki ihtiyaçlarının ayrıntılı bir şekilde düşünülerek planlanmış olması açısından dünyada ilktir, benzerleri batıda ancak 200 yıl sonra yapılmaya başlamıştır.
Bu hastanede, musikinin ve su sesinin huzur verici tınıları taş duvarlarda yankılanarak şifaya dönüşür. İbni Sina'dan Farabi'ye; Selçuklulardan Osmanlılara uzanan köklü bir müzik terapi anlayışı, fiziksel ve ruhsal hastalıkların tedavisinde başarı ile uygulanır.
Evliya Çelebi'nin "Orada öyle bir darüşşifa vardır ki; dil ile tarif edilmez, kalem ile yazılmaz" diyerek tanımladığı hastanesi, 400 yıl boyunca aralıksız olarak hastalara şifa dağıtır.
Edirne Darüşşifası, kuruluşunda çok yönlü bir hastanedir. İlk yıllardaki kadrosunda 1 hekimbaşı, 2 hekim, 2 cerrah, 2 göz hekimi ve 2 eczacı bulunur. Bu hastanede görev yapan Hekimbaşılarına vakıf bütçesinden günde 30, diğer hekimlere ise günde 15'er akçe ödenirdi. Toplam personel sayısı 21, hastanenin yatak sayısı ise 32'ydi.
Uzun yıllar dertlilere deva olan bu şifa yurdu, daha sonraki yıllarda, sadece akıl ve ruh hastalarının tedavi edildiği bir merkeze dönüşmüştür.

***
Bu hastanenin en büyük özelliği tedavide dönemin hekimlik bilgilerinin yanında musiki, su sesi ve güzel kokuların kullanılmış olmasıdır.
On kişiden oluşan hanende ve sazende topluluğu, haftanın üç günü müzik sahnesinde yerini alır, her hastalığa göre farklı makam çalıp söylerlerdi.
Örneğin, havale ve felç rahatsızlıklarında Rast, sinirli kişilere Irak, baş ağrısı için Rehavi, kalp hastalıkları için Zengule, zihni açıp zekâyı arttırmak için ise İsfahan makamı çalınırdı.

Külliyenin medresesi, döneminin en önemli tıp okullarından biriydi ve hastaneye hekim yetiştirirdi.  Önem rütbesi açısından Osmanlının üst derecesi sayılan altmışlık medreseler arasında yer alırdı. Müderris adı verilen hocası ve yardımcısının yanında kütüphane görevlisi ve 18 öğrencisi vardı. Hocasına günde 60, öğrencilerine ise 2 akçe ödenirdi.
Bu bölümlerdeki uygulama günümüzün eğitim ve uygulama hastanelerini andırır. Tıp Medresesi'nde eğitim gören öğrenciler aynı zamanda darüşşifada usta çırak ilişkisi ile eğitimlerini tamamlarlardı.
Evliya Çelebi, medrese için; "Külliyenin içinde Medresetü'l Etıbba ve odalarında talebeler vardır ki, her biri daima Eflatun, Sokrat, Filbos, Aristotales, Galen, Pisagor gibi alimlerden söz eden olgun tabiplerdir, her biri bir fenne yönelip, hekimlik ilminde kıymetli kitaplara değer vererek, âdemoğullarının derdine deva bulmaya çalışırlar."  diye yazar.
Bu medresede okutulan ve birçoğu Sultan II.Bayezid tarafından bizzat bağışlanan tıp kitapları günümüze kadar ulaşmıştır. Dönemin hekimliğini anlatan 37 adet kitap şu an Selimiye El Yazması Eserler Kütüphanesi'nde koruma altındadır.

TEL: 0.284. 224 09 22
e-mai: kulliye@trakya.edu.tr
web: www.trakya.edu.tr/kulliye
Açık Olduğu Gün ve Saatler: Her gün 09.00-18.00
Fotoğraf:Enver ŞENGÜL

SELİMİYE VAKIF MÜZESİ


 
Müze Binası: (Dar'ül Kurra Medresesi)

Selimiye  Külliyesi içerisinde yer alan Dar'ül Kurra Medresesi, cami ile birlikte Osmanlı Devletinin Mimarbaşı Sinan tarafından 1569-75 yılları arasında inşa edilmiştir. Düzgün kesmetaş ve tuğla malzeme ile inşa edilen Dar'ül Kurra Medresesi'ne portal şeklinde düzenlenen bir kapı ile girilir. Ortada dikdörtgen avluyu dört yönden revak çevreler. Revağın gerisinde doğu yönde yer alan kare planlı kubbeli büyük oda dershane ve mescit; güney ve batı yöndeki odalar medrese hocaların ve öğrencilerin kaldığı odalar olarak kullanılmıştır.


MÜZE BÖLÜMLERİ

Kuran Sınıfı (Dershane)
Medresenin dershane bölümünde geçmişin eğitim düzeni, eski eserler eşliğinde mankenlerle canlandırılmıştır. Önemli ahşap, maden ve hat eserlerle donatılan odada, Selimiye ve müzeyi konu alan film ve sunular izlenebilmektedir.

Maden Eserleri Odası
Türk maden sanatının önde gelen örneklerinin bulunduğu bu bölümde 18 ve 19. yüzyıllara ait bakır ve pirinçten şamdan, tombak, kapı tokmağı, mangal ve alem gibi eserler sergilenmektedir.

Çini Eserleri Odası
Türk çini sanatının Osmanlı dönemine ait Selimiye Cami, Muradiye, Şah Melek cami gibi yapılara ait çini  örnekleri bu bölümde sergilenmektedir.

Saatler Odası
Duvar tipi, kasalı saatlerin yanında usturlab örnekleri de bu bölümde sergilenmektedir.

Hat Eserleri Odası
Başta sülüs ve nesih olmak üzere çeşitli yazı üsluplarında, Mustafa Rakım, Sultan II. Mahmud, Şerif Fıtri, Ahmed Zihni gibi hattatlara ait hat levhaların yanında berat ve icazetname örnekleri bu bölümde sergilenmektedir.

Ahşap Eserler Odası
Müzede Osmanlı ahşap işleme sanatının nadide örnekleri sergilenmektedir. Osmanlı sanatının çeşitli evrelerine ait kapı kanatları, rahle, kuran muhafazası, tesbih, sandık ve sehpa gibi eserler bu bölümde yer almaktadır.
Müze teşhir ve tanziminde, uygarlık dünyasında evrensel bir deha olan Mimar Sinan'a ayrı bir önem ve saygı gösterilmiş, bu amaçla revak duvarlarındaki panolarda Mimar Koca Sinan'ın  kendi cümleleriyle hayatını ve eserlerini anlattığı "Mimar Sinan Sergisi"ne yer verilmiştir.

Müze İletişim Bilgileri:
Adres:  Müze Meydan Mahallesi Taş Odalar Sokak No: 2
Selimiye Külliyesi İçi- Dar'ül Kurra Medresesi
Telefon: (284) 212 11 33
Faks: (284) 212 32 33